HAFTANIN YAZISI
"Kapatma davası”nın düşündürdükleri...

“...hakim, fehim, müstakim ve emin, mekin, metin!”

Mecelle’nin günümüzde her zamankinden daha da geçerli olan feraseti, hukukun karar merciinde olan hâkimin “...hakim, fehim, müstakim ve emin, mekin, metin” olması gerektiğini söyler.
Hukukun temel meslek alanlarında çalışanlar, vicdan ve ahlâk ilkelerine uygun davranmakla yükümlüdürler.
Hakim, savcı, avukat, noter gibi mesleklerin ilkelerinin özünde meslek ahlakını korumak, hukuk etiğini yerleştirmek yatar. Hukukun temel meslek alanlarında çalışanlar, hukuka bağlılıkları için yemin ederler. Yemin, ahlaki bağlılık ve vicdani yükümlülüktür.
Ahlâk, toplumsal vicdanın toplumun kendisi ile hesaplaştığı noktadır.
Hukuk kurallarının temelinde, topluma malolmuş ahlâki anlayışlar yatar.

Hukuk ve ahlâkın kesiştiği nokta, vicdandır.
Hukuk ve kanun, vicdani kanaat oluşturulurken dikkate alınan ölçü ve
sınırdır.
Hakim karar verirken kendi vicdanı ile başbaşa kalacak, soyut ve genel hukuk kuralları ve objektif ölçüler içerisinde, ve fakat sübjektif bir husus olan vicdani kanaatin doğrultusunda hüküm bildirecektir.

Anayasa ve Türk Medeni Kanunu vicdan ve ahlakın hukuk kurallarının gereği ve emri olduğunu belirtir.
Vicdan, hukukun temel metni olan Anayasa’ya göre de son noktadır.
Anayasa’nın 138. maddenin 1. fıkrası, kanun ve hukuka değil, vicdani kanaate vurgu yapar: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak, vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."
Vicdani kanaate göre karar vermek, keyfi karar vermek değildir; mahkeme kararlarının gerekçeli, hukuki ve mantıki örgünün özenli, neden-sonuç ilişkilerinin eksiksiz olmaları gerekir.

Hukuk bugün ülkemizde vicdan ve ahlâk açığı vermektedir. Bu saptama çok ağır ve incitici gelebilir. Ancak, ne yazık ki, siyaset, bürokrat, yargı erki üçlüsü içinde dönen bozuk çark, ülke gündemini her gün değer kaybı ile işgal eder hale gelmiştir.
Sağlam durmayan adalet, siyaseti hizmet değil itibar, kazanç ve menfaat kapısı gören siyasetçiyi ne mahkûm ederken, ne de aklarken inanılır olmakta, hükümler toplumun vicdanı ile örtüşememektedir. Bu olgunun yarattığı ağır tahribat sonucu,
Halkın devlete ve yargıya güveni azalırken,
Hukuksuzluklar nasıl olsa başkaları da yapıyor şeklinde meşruluk kazanmakta,
Kural ihlal etmek ve kural dışı davranmak ülkemizde her alanda alışkanlık haline gelmekte,
Hukuk kargaşası, demokrasimizden, ekonomimize kadar yaşamın her alanında etkilemekte, geleceğimizi karartmaktadır.

Yargının sav, savunma ve karar üçgeninde ciddi sorunlar olduğunbu teslim etmenin zamanı gelmiş ve geçmektedir.
Acı da olsa, şunu kabul etmek gerekir ki, ülkemizdeki hukukçuların önemli bir kısmının bilgisizlik ve ilgisizlik sorunu vardır.
Teknolojik yeniliklere, dünyadaki hızlı gelişmelere, ülkemizde arka arkaya yapılan kanun değişikliklerine intibak edecek nitelikte hukukçu yetiştirilememiş, bilgi eksikliği giderilemediği gibi, bunlara neredeyse ilgisiz kalan önemli bir hukukçu kitlesi de oluşmuştur.
Bu niteliksiz kitlenin "uygulama başka teori başka" şeklindeki hukuki safsatayı ihdas etmiş, arkasına sığınmış oldukları görülmektedir.
Her hâkimin, her savcı ve her avukatın kendine göre bir usul uygulamasının oluştuğu bu durumda, ülkemizde Usul Kanunları bütünüyle metruk olmak tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Vicdan ve ahlâk açığını görmemezlikten gelmek ve ertelemek mümkündür; ancak sorun, bir gün altından kalkılamayacak bir çığa dönüşerek, onu harekete geçirecek ilk küçük titreşimle, hem o sorunu yaratanları hem de onlarla birlikte masumları da içine alarak yutacaktır.

Önümüzdeki günlerde görülecek parti kapatma davalarının seyri, vicdan ve ahlakın neresinde olduğumuzu da belirleyecektir.
Türkiye Cumhuriyeti hakimlerine hukukun efendileri olduklarını, kendileri sözlerini söyledikten sonra, yanlış yapmış da olsalar, söylenecek başka söz kalmayacağını hatırlatmak isterim.
Ülkemizin önümüzdeki yıllarını şekillendirecek olan kararlarının ağırlığı, hukuk bilgilerinden öte, vicdani donanımlarını da ilzam edecektir.
Hakim devlet adına değil, millet adına karar verdiğini unutmayalım.
Hakimin devletin değil, devletin hâkimin hizmetinde olduğunu unutmayalım.
Frederick Nietsche’nin bir sözü ile bağlayalım:
Yaptığınız işin felsefesini yapmazsanız yalnızca teknisyen olarak kalırsınız”

Bakınız: “Ülkemizde Hukukun Vicdan Ve Ahlak Sorunu”
Doç. Dr. Muhammet ÖZEKES

...

Tamamını oku

Arama

Yazılar içerisinde aradığınız kelimeyi aşağıya yazınız.

 

Adım adım “Yeni Kadın”a doğru...

1847 Kız ve erkek çocuklara eşit miras hakkı tanıyan İrade-i Seniye yayımlandı.
1856 Köle ve cariye alınıp satılması yasaklandı.
1858 Arazi Kanunnamesinde mirasın kız ve erkekler arasında eşit olarak paylaştırılacağı hükmü yer aldı. Böylece kadınlar ilk kez miras yoluyla mülkiyet hakkını kazandı.
1858 Kız Rüştiyeleri açıldı.
1869 Kadınlar için ilk sürekli yayın olarak nitelenen (haftalık) Terakk-i Muhadderat dergisi yayımlandı.
1869 Kızların eğitimine ilk kez yasal zorunluluk getiren Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ya... Tamamını oku


Fotoğraflar
Alev Alatlı evinde dinlenirken...






Videolar

EYY UHNEM!!!  EYY UHNEM!!!

EYY UHNEM!!! EYY UHNEM!!!

Gogol'un İzinde, Üçüncü Kitap
Mihail Aleksandroviç Şolohov 100.Yıl Edebiyat Ödülü
Moskova, 2006

Anlatageldiğimin eski bir me...



“SAHİCİ KADIN”dan “YENİ KADIN”a! (3)

Not: Bu yazının birinci ve ikinci
bölümleri aşağıdadır.

Cevri Kalfa isimli bir cariye
Tarihlere dikkat edelim: Cevri Kalfa isimli hanım 1808-1839 arasında yaşayan Sultan II. Mahmut’un hareminde haznedar, yani haremin kıymetli eşyalarının muhafazasından sorumlu. II. Mahmut, 1808’de katledilen III. Selim’in kardeşi; Mahmut’u katillerin elinden kurtaran Cevri Kalfa. Söylentiye göre, adamların üzerine kızgın kül atarak oyalarken, şehzadeyi baca deliğinden dama çıkararak kurtarmış. II. Mahmut, Bezmialem Valide Sultan’ın kocası. Cevri Kalfa, Valide Sultan, Tahire Hatun geleneğinde bir kız mektebi açıyor. Sultanahmet Parkı'nın karşısındaki okulun adı: Cevri Kalfa Mektebi. Ancak, bu mektep, “Yeni Kadın” için dönüm noktası sayılıyor, çünkü lise düzeyinde eğitim veren ilk kız okulu olarak meslek sahibi olmak isteyen Türk kadınlarının yolunu açıyor.


II.Mahmut’un tuğrası: “Mahmud Han bin
Albülhamid Muzaffer Daima” yazıyor.


Dönemin resmi gazetesi Takvim-i Vekai açılış haberini verdikten sonra devlet politikasının duyurulmas... Tamamını oku


İstatistikler

En çok tıklanan yazı:  İçerden mırıldanmalar (Olay yazı!)
Toplam ziyaretçi sayısı: 8155




 Bağlantılar