“Düşünce”
ve “düşünmek” dediğimiz zihinsel süreçleri
en baştan alıp, şöyle bir gözden geçirmeye
ne dersiniz?
“Düşünce”nin büyüsüne kapılmadan, gücünü abartmadan,
ilk kez içselleştiriyormuşcasına geriye çekilip
nasıl bir süreç olduğunu,
korkmadan ve üşenmeden
irdelemeye, var mısınız?
Varım, diyorsanız, hadi, buyrun!
Not: “Düşünce ve “Düşünmek” üzerine bu
yazının birinci bölümünü “Aklın Ölüçüsü”
kategorisinde bulabilirsiniz.
(2)
“Düşünmek” fiilinin kadim nesnesi “dünya”
Diğer mahlûkattan farklı olarak (en azından bugünkü bilgilerimize göre diğer
mahlûkattan farklı olarak) insanoğlu, ölümün kaçınılmazlığının ve kendi
varoluşunun farklında olan bir yaratık. Bu çerçevede, ister balta girmemiş
Amazon ormanlarında, ister kutuplarda, ister çöllerde, insanoğlunun
“düşünmek” eyleminin kadim nesnesi hep hayat ve dünya olmuş. Düşünmek
eylemini kendisini içinde bulduğu dünyayı anlamlandırmaya, işleyişini
çözümlemeye, gelişmeleri öngörmeye, ölümü manalandırmaya odaklamış.
Yine bugünkü bilgilerimize göre, dil, şuurun aynadaki aksi. Dil, bize
bilincimizin durumu hakkında haber veriyor; insanoğlunun bireysel
varoluşunda, oluşumun ve gelişiminde, 'us'lanma sürecinde belirleyici öge
olarak kabul görüyor.
İnsanlık tarihinin bilinçsizlik kutbundan, bilinç kutbuna yönelmesinin dile
aksettiği gözlemlenleniyor; ön-insanlıktan, dilerseniz mağara adamlığından,
gelişmiş insana dönüşmenin evrelerinin dilin gelişme evrelerine paralel
yürüdüğüne inanılıyor. Bir dilin zengin ya da fakir olmasının önemsenmesi de
bundan. Kullanılan dil ne kadar zenginse, kullananların bilinçlerinin de o
denli gelişmiş olduğu kabul ediliyor.
Ön-insanın bilinçlenme sürecinin, kapsama alanındaki canlı-cansız varlıkları
isimlendirmek ile başladığına kesin gözü ile bakılıyor. Buna göre, ön-insan
çocukların dil öğrenme süreçlerini anımsatır biçimde, önce canlı/cansız
varlıklara, nesnelere, oluşumlara, sonra uyku, korku, susuzluk, acıkmak,
üşümek vb. duygularına belirtici isimler veriyor.
Konuşma, bu isimlerin seslendirilme süreci. Tıpkı bir bebek gibi, görsel,
işitsel ya da bedensel uyaranlara, ses formatında tepki veriyor, bu
tepkilerini tepki verdiği nesne’nin ismini zihnine yerleşinceye kadar
tekrarlıyor.
İmdi...
Dikkatli okurun hemen farkına varacağı gibi, anlatageldiklerimin altında
yatan bir varsayım var: insanoğlunun bilincinin de evrime tabi olduğu
varsayımı. Bu anlatımda, bilinç fıtrî değil, fıtrî olan (olsa olsa) bilinçi
mümkün kılan korteks. Şuur gelişmeye açık ve nitekim gelişiyor,
zenginleşiyor, hatta, korteksin pek az bir bölümünü kullanabildiğimize dair
iddialar ileri sürülüyor.
Mantık ,bize, şuurun gelişime tabî olduğu doğruysa, Kitaplı dinlerin
bildirdiği ilk çift olan Adem ve Havva’nın da gelişmeye açık olduklarını
söylüyor:
Öncüller: - İnsan, şuurlu bir mahlûktur.
- Şuur, gelişmeye açıktır.
- Adem ve Havva insandırlar.
Vargı - Adem ve Havva, şuurludurlar.
- Adem ve Havva’nın şuurları gelişmeye açıktır.
Mantık bize, Adem ve Havva’nın gelişmeye açık olmaları durumunda, Hazreti
Musa’nın da, Hazreti İsa’nın da, Hazreti Muhammed’in de gelişmeye açık
olmaları gerektiğini söylüyor.
Öncüller: - İnsan, şuurlu bir mahlûktur.
- Şuur, gelişmeye açıktır.
- Peygamberler insandırlar.
Vargı - Peygamberler şuurludurlar.
- Peygamberlerin şuurları gelişmeye açıktır.
Bir argümanda öncül ya da öncüller sonucu (vargıyı) kaçınılmaz kılıyorsa, o
argümanın geçerli olduğu söylenir. Yukardaki
tümdengelimsel argümanların her
ikisi de geçerli argümanlardır. (bkz.
Aklın Ölçüsü yazısı) Ne var ki, bu
argümanlarda yeralan “şuur gelişmeye açıktır” öncülü, mükemmelikten uzak
olma halini belirttiği için peygamberleri de kapsadığı durumda dinlerin ve
müminlerin “doğru” olduğunu kabul etmeyecekleri bir önermedir. Özellikle de
Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu vazeden Hıristiyanlık söz konusu
olduğunda, “Peygamberlerin şuurları gelişmeye açıktır” vargısının
“sacreligious” yani “küfür” olduğu açıktır.
Bu durumda, “mizan-ül akl” aklın ölçüsü olma niteliğini kaybetmez mi?
Hayır, kaybetmez, çünkü, bir, mantık, öncüllerin “kabuller”den ibaret olduğu
esası üzerine bina edilmiştir. Kabuller, bilimsel verilerden, gözlem
sonuçlarından oluşabildikleri gibi, dini inançlar, ahlâki değerler, hatta
örf...
Tamamını oku
Tarih, Tekerrür, Ekonomik krizler
makaleleri için
Yeni Dünya Düzeni kategorisini tıklayın
Tempo dergisi, Selin Ongun söyleşisi,
29 Haziran 2008
Geçen hafta Sultan Ahmet’te düzenlenen Konuşan Kitap Şenliği’nde Hayrünnisa Gül
ile yazar Alev Alatlı arasında ilginç bir diyalog yaşandı. Alatlı “Hanımefendi
burada ama... Bir gün Türkiye’nin kraliçesi olursam, kimse, ne ODTÜ, ne Boğaziçi
ya...
Tamamını oku
MANTIK (2)
Bir tezin, bir iddianın, argümanın, Aklın Ölçüsü
yani Mantık
kuralları doğrultusunda geçerli olup olmadığını saptayabilmek için
bilinmesi gereken temel kavramları özetlemeye devam ediyoruz.
Önerme, Argüman, Öncül Çıkarım, Vargı ve Çıkarsama
tanımları
için yazının “Aklın Ölçüsü” kategorisinde yer alan
ilk bölümüne bakınız.
Geçerlilik & Geçersizlik
MERAKLISINA: Türkçe, “geçerlilik, geçersizlik” Osmanlıca, “mer’iyet, malûliyet”
İngilizce, “validity, invalidity” Latince ,“validitas”
Geçerlilik, çıkarımda öncülleri doğru kılan
sebeplerin sonucu da doğru kılması halidir. Bir argümanda öncül ya da öncüller
sonucu kaçınılmaz kılıyorsa, o argümanın geçerli
olduğu söylenir. Meselâ:
...
Tamamını oku
Gogol'un İzinde, Üçüncü Kitap
Mihail Aleksandroviç Şolohov 100.Yıl Edebiyat Ödülü
Moskova, 2006
Anlatageldiğimin eski bir me...
Not: Bu dizinin 1-6 bölümleri ile
“Adım adım Yeni Kadın’a doğru” başlıklı kronoloji
için “Kadın Sorunu” kategorisine bakınız.
Özel Kız Okulları
Devletin “yükünü hafiflettikleri” gerekçesiyle kurulan özel kız okullarının
ilklerinden birisi “American College for Girls” bugünkü adıyla.
Üsküdar Amerikan Kız Lisesi, 1876’da İzmit’e bağlı Bahçecik kasabasında
kuruluyor. Eski adı Bardızağ olan kasabanın özelliği, yoğun Ermeni nüfusu.
Bahçecik’ten Adapazarı’na, oradan Bağlarbaşı, İstanbul’a taşınan okul 1920’den
itibaren “çağdaş Türkiye’nin genç kızlarını yetiştirmeye başladı.” Okulu kuran “Amerikan
Board Heyeti” (American Board of Commissioners for Foreign Missions - ABCFM)
ABD’nin ilk Protestan misyoner kuruluşu. 1812’den itibaren Hindistan’dan
Afrika’ya kadar misyoner gönderiyorlar ki, bunların bir kısmı kadın.
Üsküdar Amerikan Kız Lisesi Barton Hall
Türkiye’ye 1852’de yerleştiği anlaşılan Amerikan Board Heyeti’nin kurduğu
“kardeş” okullardan bir diğeri 1888 kurulan Tarsus Amerikan Lisesi, 1983’e kadar
erkek lisesi olarak hizmet görmüş, bu tarihten sonra kapılarını kızlara da
açmıştır.

Tarsus Amerikan eski yerleşkesi - Stickler Hall
Amerikan misyonerlerinin kurduğu bir diğer kız okulu İzmir Amerikan Kız Koleji.
Günümüzdeki adıyla Özel Amerikan Lisesi, 1882’de azınlıklara yönelik bir kız
okulu olarak kuruluyor. İlk kurulduğunda Basmahane semtinde olan okul, 1923
yılından iti...
Tamamını oku
En çok tıklanan yazı: İçerden mırıldanmalar (Olay yazı!)
Toplam ziyaretçi sayısı: 19270
Yazılar içerisinde aradığınız kelimeyi aşağıya yazınız.