HAFTANIN YAZISI

“Düşünce” ve “düşünmek” dediğimiz zihinsel süreçleri
en baştan alıp, şöyle bir gözden geçirmeye
ne dersiniz?

“Düşünce”nin büyüsüne kapılmadan, gücünü abartmadan,
ilk kez içselleştiriyormuşcasına geriye çekilip
nasıl bir süreç olduğunu,
korkmadan ve üşenmeden
irdelemeye, var mısınız?
Varım, diyorsanız, hadi, buyrun!


Not: “Düşünce ve “Düşünmek” üzerine bu
yazının birinci bölümünü “Aklın Ölüçüsü”
kategorisinde bulabilirsiniz.


(2)
Düşünmek” fiilinin kadim nesnesi “dünya
Diğer mahlûkattan farklı olarak (en azından bugünkü bilgilerimize göre diğer mahlûkattan farklı olarak) insanoğlu, ölümün kaçınılmazlığının ve kendi varoluşunun farklında olan bir yaratık. Bu çerçevede, ister balta girmemiş Amazon ormanlarında, ister kutuplarda, ister çöllerde, insanoğlunun “düşünmek” eyleminin kadim nesnesi hep hayat ve dünya olmuş. Düşünmek eylemini kendisini içinde bulduğu dünyayı anlamlandırmaya, işleyişini çözümlemeye, gelişmeleri öngörmeye, ölümü manalandırmaya odaklamış.

Yine bugünkü bilgilerimize göre, dil, şuurun aynadaki aksi. Dil, bize bilincimizin durumu hakkında haber veriyor; insanoğlunun bireysel varoluşunda, oluşumun ve gelişiminde, 'us'lanma sürecinde belirleyici öge olarak kabul görüyor.

İnsanlık tarihinin bilinçsizlik kutbundan, bilinç kutbuna yönelmesinin dile aksettiği gözlemlenleniyor; ön-insanlıktan, dilerseniz mağara adamlığından, gelişmiş insana dönüşmenin evrelerinin dilin gelişme evrelerine paralel yürüdüğüne inanılıyor. Bir dilin zengin ya da fakir olmasının önemsenmesi de bundan. Kullanılan dil ne kadar zenginse, kullananların bilinçlerinin de o denli gelişmiş olduğu kabul ediliyor.

Ön-insanın bilinçlenme sürecinin, kapsama alanındaki canlı-cansız varlıkları isimlendirmek ile başladığına kesin gözü ile bakılıyor. Buna göre, ön-insan çocukların dil öğrenme süreçlerini anımsatır biçimde, önce canlı/cansız varlıklara, nesnelere, oluşumlara, sonra uyku, korku, susuzluk, acıkmak, üşümek vb. duygularına belirtici isimler veriyor.

Konuşma, bu isimlerin seslendirilme süreci. Tıpkı bir bebek gibi, görsel, işitsel ya da bedensel uyaranlara, ses formatında tepki veriyor, bu tepkilerini tepki verdiği nesne’nin ismini zihnine yerleşinceye kadar tekrarlıyor.

İmdi...

Dikkatli okurun hemen farkına varacağı gibi, anlatageldiklerimin altında yatan bir varsayım var: insanoğlunun bilincinin de evrime tabi olduğu varsayımı. Bu anlatımda, bilinç fıtrî değil, fıtrî olan (olsa olsa) bilinçi mümkün kılan korteks. Şuur gelişmeye açık ve nitekim gelişiyor, zenginleşiyor, hatta, korteksin pek az bir bölümünü kullanabildiğimize dair iddialar ileri sürülüyor.

Mantık ,bize, şuurun gelişime tabî olduğu doğruysa, Kitaplı dinlerin bildirdiği ilk çift olan Adem ve Havva’nın da gelişmeye açık olduklarını söylüyor:
 
    Öncüller: - İnsan, şuurlu bir mahlûktur.
                    - Şuur, gelişmeye açıktır.
                    - Adem ve Havva insandırlar.
    Vargı - Adem ve Havva, şuurludurlar.
              - Adem ve Havva’nın şuurları gelişmeye açıktır.


Mantık bize, Adem ve Havva’nın gelişmeye açık olmaları durumunda, Hazreti Musa’nın da, Hazreti İsa’nın da, Hazreti Muhammed’in de gelişmeye açık olmaları gerektiğini söylüyor.

    Öncüller: - İnsan, şuurlu bir mahlûktur.
                    - Şuur, gelişmeye açıktır.
                    - Peygamberler insandırlar.
    Vargı  - Peygamberler şuurludurlar.
               - Peygamberlerin şuurları gelişmeye açıktır.


Bir argümanda öncül ya da öncüller sonucu (vargıyı) kaçınılmaz kılıyorsa, o argümanın geçerli olduğu söylenir. Yukardaki tümdengelimsel argümanların her ikisi de geçerli argümanlardır. (bkz. Aklın Ölçüsü yazısı) Ne var ki, bu argümanlarda yeralan “şuur gelişmeye açıktır” öncülü, mükemmelikten uzak olma halini belirttiği için peygamberleri de kapsadığı durumda dinlerin ve müminlerin “doğru” olduğunu kabul etmeyecekleri bir önermedir. Özellikle de Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu vazeden Hıristiyanlık söz konusu olduğunda, “Peygamberlerin şuurları gelişmeye açıktır” vargısının “sacreligious” yani “küfür” olduğu açıktır.
Bu durumda, “mizan-ül akl” aklın ölçüsü olma niteliğini kaybetmez mi?

Hayır, kaybetmez, çünkü, bir, mantık, öncüllerin “kabuller”den ibaret olduğu esası üzerine bina edilmiştir. Kabuller, bilimsel verilerden, gözlem sonuçlarından oluşabildikleri gibi, dini inançlar, ahlâki değerler, hatta örf...

Tamamını oku


YABANCI DİL ARACILIĞI İLE EĞİTİM...

Tarih, Tekerrür, Ekonomik krizler makaleleri için
Yeni Dünya Düzeni kategorisini tıklayın

Tempo dergisi, Selin Ongun söyleşisi,
29 Haziran 2008


Geçen hafta Sultan Ahmet’te düzenlenen Konuşan Kitap Şenliği’nde Hayrünnisa Gül ile yazar Alev Alatlı arasında ilginç bir diyalog yaşandı. Alatlı “Hanımefendi burada ama... Bir gün Türkiye’nin kraliçesi olursam, kimse, ne ODTÜ, ne Boğaziçi ya...

Tamamını oku

“Mizan-ül akl” veya “AKLIN ÖLÇÜSÜ”

MANTIK (2)

Bir tezin, bir iddianın, argümanın, Aklın Ölçüsü yani Mantık
kuralları
doğrultusunda geçerli olup olmadığını saptayabilmek için
bilinmesi gereken temel kavramları özetlemeye devam ediyoruz.

Önerme, Argüman, Öncül Çıkarım, Vargı ve Çıkarsama tanımları
için yazının “Aklın Ölçüsü” kategorisinde yer alan
ilk bölümüne bakınız.

Geçerlilik & Geçersizlik

MERAKLISINA: Türkçe, “geçerlilik, geçersizlik” Osmanlıca, “mer’iyet, malûliyet” İngilizce, “validity, invalidity” Latince ,“validitas”


Geçerlilik, çıkarımda öncülleri doğru kılan sebeplerin sonucu da doğru kılması halidir. Bir argümanda öncül ya da öncüller sonucu kaçınılmaz kılıyorsa, o argümanın geçerli olduğu söylenir. Meselâ:
... Tamamını oku



Fotoğraflar
Alev Alatlı evinde dinlenirken...






Videolar

EYY UHNEM!!!  EYY UHNEM!!!

EYY UHNEM!!! EYY UHNEM!!!

Gogol'un İzinde, Üçüncü Kitap
Mihail Aleksandroviç Şolohov 100.Yıl Edebiyat Ödülü
Moskova, 2006

Anlatageldiğimin eski bir me...



“SAHİCİ KADIN”dan “YENİ KADIN”a! (7)

Not: Bu dizinin 1-6 bölümleri ile
“Adım adım Yeni Kadın’a doğru” başlıklı kronoloji
için “Kadın Sorunu” kategorisine bakınız.
 

Özel Kız Okulları
Devletin “yükünü hafiflettikleri” gerekçesiyle kurulan özel kız okullarının ilklerinden birisi “American College for Girls” bugünkü adıyla. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi, 1876’da İzmit’e bağlı Bahçecik kasabasında kuruluyor. Eski adı Bardızağ olan kasabanın özelliği, yoğun Ermeni nüfusu. Bahçecik’ten Adapazarı’na, oradan Bağlarbaşı, İstanbul’a taşınan okul 1920’den itibaren “çağdaş Türkiye’nin genç kızlarını yetiştirmeye başladı.” Okulu kuran “Amerikan Board Heyeti” (American Board of Commissioners for Foreign Missions - ABCFM) ABD’nin ilk Protestan misyoner kuruluşu. 1812’den itibaren Hindistan’dan Afrika’ya kadar misyoner gönderiyorlar ki, bunların bir kısmı kadın.


Üsküdar Amerikan Kız Lisesi Barton Hall

Türkiye’ye 1852’de yerleştiği anlaşılan Amerikan Board Heyeti’nin kurduğu “kardeş” okullardan bir diğeri 1888 kurulan Tarsus Amerikan Lisesi, 1983’e kadar erkek lisesi olarak hizmet görmüş, bu tarihten sonra kapılarını kızlara da açmıştır.


Tarsus Amerikan eski yerleşkesi - Stickler Hall

Amerikan misyonerlerinin kurduğu bir diğer kız okulu İzmir Amerikan Kız Koleji. Günümüzdeki adıyla Özel Amerikan Lisesi, 1882’de azınlıklara yönelik bir kız okulu olarak kuruluyor. İlk kurulduğunda Basmahane semtinde olan okul, 1923 yılından iti... Tamamını oku


İstatistikler

En çok tıklanan yazı:  İçerden mırıldanmalar (Olay yazı!)
Toplam ziyaretçi sayısı: 19270


Arama

Yazılar içerisinde aradığınız kelimeyi aşağıya yazınız.

 



 Bağlantılar